Künye H.Gönder Reklam Sitemap Ekle suruç
Suruç Gündem Haber - Suruç
ANASAYFA ARAMA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM REKLAM

Mevsimlik göç yolları...

Mustafa ERGÜN

27.Haziran.2012, 23:54

Mustafa ERGÜN

Fotoğraf: Zaman

Mevsimlik göç yolları yine vızır vızır işlemeye başladı. Bilirsiniz, toplumumuzun kronikleşen hastalıklarından biri de görmezden gelmek ya da sözcüğün doğrudan ve olumsuz anlamıyla, görmemektir. Türkiye toplumunda görülmeyenlerin başında Kürtler, eşcinseller, Aleviler, komünistler vb. gelmekle beraber bir de hiç az olmayan ve Türkiye ’nin her yaz kanayan bir yarası olan mevsimlik tarım işçileridir. Halk arasında amele, yevmiyeci, ırgat, yolmacı, çapacı gibi adlarla da anılan mevsimlik tarım işçileri, çalıştıkları işin süresine göre yılın belli dönemlerinde yöre veya bölge dışına göç edip çeşitli işlerde çalışarak geçimlerini sağlayan kimselerdir. Sayıları resmi kayıtlara göre 190-200 bin civarında olmasına rağmen, tarım sektörü uzmanlarınca, mevsimlik işçiler ailece çalıştıkları, çocuklarını da çalıştırdıkları ve kayıt dışı çalıştıkları için bu sayı 1 milyon civarında. Genelde Nisan ve Mayıs aylarında başlayan bu göç dalgası Eylül, Ekim aylarında bitiyor. Ancak çalıştıkları yörelerin farklılıkları ve buna bağlı olarak ürünlerin yetişme-olgunlaşma süreleri değiştiği için çalıştıkları zaman dilimi de değişiyor. Hatta bazı aileler sadece üç ay evlerinde oturuyorlar. 


Mevsimlik işçilerin Doğu ve Güneydoğu illerinden gelmeleri ve hemen hemen tamamının Kürt ailelerden oluşması, etnik kökenin yoksullukla, ekonomik gelişmeyle ya da “mevsimlik işçi” olmakla bir ilgisi olup olmadığı sorunsalını ortaya çıkarıyor. İstatistiki ve olağan bir göç dalgasından çok, içinde ekonomik, sosyal, politik ve askeri bir altyapıyı barındıran bu sorun, ulusal basında haberleştirilirken “emek sömürüsü, kadın-çocuk emeğinin sömürüsü, eğitim hakkı ve devletin siyasi ve iktisadi politikaları” gözardı edilerek haberleştiriliyor.

2011 Haziran’ında yaptığım ‘ Türkiye ’de Mevsimlik İşçilerin Ana Akım Medyada Temsili’ adlı araştırmada bu sorulara bir cevap bulmaya çalıştım. Araştırmada dört ulusal basın kuruluşunun ( Hürriyet , Milliyet, Radikal ve Zaman) internet sitelerinde 2001-2011 yılları arasında yayınlanan haberler incelendi. Haberlerde “mevsimlik işçi”, “gezici mevsimlik tarım işçileri” sözcükleri taranarak bulunan haberlerin konuyla alakalık derecesi de hesaba katılarak her gazeteden altı haber seçildi ve “içerik çözümleme tekniği” kullanılarak araştırıldı. Berger’e göre, “gazetelerde belli olaylarla ilgili çıkan haberler tarihçiler açısından da ‘birincil kaynaklar’ olarak tanımlanır, başka tarihçilerin yazdıkları ise ikincil kaynaklardır.” Araştırmada gazetelerin olayı temsil biçiminin yanı sıra tarih üretimin hangi kaygılarla yapıldığı da yer alıyor.

Belirtilen gazetelerin internet sayfalarında incelenen haberlerde olayların nedeninin yeterince araştırılmadığı, olayın sonucunda ölen veya yaralanan kişilerin sayıları ve isimleri üzerinde durulduğu görülüyor. Sivil toplumun aydınlanmış rehberi ve ifadesi olarak tanımlayabileceğimiz medyanın sosyal sorumluluk ilkelerini araştıran ve inceleyen akademi dünyası ile bu ilkeleri pratik alanda uygulayan medya çalışanlarının birbirinden kopukluğu bilinen bir gerçek. Medyanın sosyal sorumluluk ilkelerine baktığımızda, diğer bütün alanlarda olduğu gibi “toplum yararının” gözetilmesi, toplumdaki aksaklıkların düzeltilmesi ve daha yaşanır bir dünya kurma çerçevesinde şekillenir. Saxer’in de dediği gibi, kitle medyası sisteminin gücü nedeniyle, kimi mesleki standartların -özellikle de kişilik haklarını ilgilendirenlerin- zarar gördüğü açıktır. Genel olarak, yayınlanan mesajın şeffaflığının zararına olacak şekilde, gazetecilikle halkla ilişkilerin, haberle reklamın birbirine karıştırılması söz konusudur. Medyada sorumluluğun gözardı edilmesi, enformasyon akışı sırasında yer alan temsillerin şekli ve niteliğiyle yakından ilgilidir. Temsil ise enformasyon aktarımında hitap edilen kitleye gönderilen çeşitli kodlarda belirlenir. Biçimsel olarak, kodlar belirli bir erdem etiğini, ideolojik ön kabullerin boyunduruğundan -en azından görünüşte- kurtulmuş, pragmatik ve bir miktarda karmaşık ölçütü yansıtır. Günümüz medyasının reklam gelirleri, yayın politikasını ve niteliğini belirleyen etkenlerin en önemlisi konumunda. Fakat hiçbir dönemde, mali araçlar, haber ve düşünceleri etkileme kapasitesi üzerinde 20. yüzyılın ikinci yarısı kadar etki etmemişti. Okur-yazar kitlenin artması, ticari televizyonların ortaya çıkması ve toplumun tüketim makinesine dönüştürülmesi de söz konusu olunca, haliyle seçilen haberlerin kitleye pazarlanması da yayın kuruluşları için hayati önem taşımaya başladı. Artık bir olayın “haber değeri” taşıması, kitleye pazarlanabilirliğiyle ilişkilendirildi. Hal böyle olunca da toplum yararı, kâr mezarlığına defnedildi. Araştırılan dört gazetede de bu defin işlemini görüyoruz. 10 yıllık süre zarfında her bir gazetede mevsimlik işçilerle ilgili yayınlanan haber sayısı 15 ile 25 civarında. 10 yıl boyunca ortalama 20 haber çok adaletsiz bir dağılımı ifade ediyor. Yaklaşık 1 milyon mevsimlik işçinin her yıl neden olduğu göç dalgası, yaz tatilinde tatilcilerin laf arasında çıkan sözlerinden çok daha az haber olması, yukarıda da belirtildiği üzere “kitlenin pazarlanabilirliğiyle” yakından ilgili.

Öte yandan araştırma kapsamında incelediğimiz haberlerin geneline baktığımızda, haberler meydana gelen trafik kazaları sonucu yapılmış ve haber başlıklarında ölü ve yaralı sayıları özenle vurgulanmış. Bu bize Mitroff ve W. Bennies’in sorduğu soruların önemini ve isabetliliğini gösteriyor: “Niteliğin niceliğe üstün tutulmasıyla aynı biçimde, doğru da yanlış karşısında üstün tutulur. Yoksa içinde gazete okuyucusunun, radyo dinleyicisinin veya televizyon izleyicisinin sayfaların üzerindeki işaretlere baktığı, havada titreşen sesleri dinlediği ya da ekran biçimindeki duvarda gölgeleri izlediği Plâtoncu mağaranın güncellenmiş bir versiyonuna mı dönülüyor? Yalnızca medya evreni tarafından gösterilen şeyin gerçek halini aldığı, böylece, paradoksal olarak, ‘yol kenarındaki bir ağacın ancak bir araba ona çarptığında var olmaya başladığı’ veya bir trenin, tren kazasında ölenlerin sayısı ne kadar çok olursa o kadar gerçek hale geldiği bir ‘gerçekdışılık endüstrisi’ mi ortaya çıkıyor?”

İncelenen yayın kuruluşlarında, trafik kazaları dışındaki haberlerde, yaşanan olaylar veya olgular betimleniyor, sorunun kaynağının haberde yer almadığı, arka planın araştırılmadığı ve daha çok sayısal verilerle ilgilenildiği görülüyor. Türkiye ’nin güncel bir sorunu olan ve mevcut anayasada değiştirilemez maddeler arasında yer alan “sosyal devlet ilkesinin” iflası anlamına gelen gezici mevsimlik tarım işçilerinin insanlık dışı yaşam koşulları, değişen dünya ve gelişen Türkiye ’ye rağmen varlığını sürdürüyor. Ulusal basında, yukarıda değinildiği gibi, ancak çok ölümlü bir trafik kazası sonucu ya da gündemi meşgul eden önemli olaylarla ilgili olduklarında haberleştiriliyorlar. Bu görmezden gelme hali, ayrımcılığın toplumsal boyutlarını yadsıyor, işsizlik, sağlık, barınma, yoksulluk gibi sorunları etnik ve ırk ilişkileriyle ilintilendirme konusunda bulanık bir tablo çiziyor. Anayasanın 42. maddesi, “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” der. Ve yine Milli Eğitim Kanunu’nda “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gözetmeksizin herkese açıktır, eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz” ifadesi yer alıyor. Habermas, “Eşit haklı bir arada varoluşun yegâne önkoşulu, korunan inançların ve uygulamaların, (her bir siyasi kültürün yorumlanması çerçevesinde) geçerli anayasa ilkeleriyle çelişmemesidir” der. Ancak durumun mevsimlik tarım işçilerinin yaşam pratiğinde böyle olmadığı açıkça görülüyor. Mevsimlik işçilerin çocukları yukarda değindiğim nedenlerden dolayı ya okuldan erken ayrılıyor ya okula geç başlıyor ya da hiç okula gitmiyor.

Özetle, sadece eğitim alanında değil, diğer bütün alanları da kapsayacak şekilde bir iyileştirmeye ihtiyaç var ve sorunun muhataplarından biri olan medyanın, hak ve ödevlerine uygun bir tavır takınması gerekiyor. Enformasyon çağı olarak da adlandırılan yaşadığımız çağın, enformasyonu yayma yolları bakımından en önemli araçlarından olan medyanın yarattığı gerçek, toplum hayatında kendine büyük bir karşılık buluyor. Bulduğu bu karşılığın yönü, mali kaygılardan arındırılması ve toplum yararına sunulmasına çevrilmelidir.


Kaynak: Radikal / 25/06/2012

 


       

Bu haber 1957 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit


Adil FIRATHAN Adil FIRATHAN
Abdulkadir GOK Abdulkadir GOK
Mustafa ERGÜN Mustafa ERGÜN
Mehmet KENDİRCİ Mehmet KENDİRCİ

Haber Ara


Gelişmiş Arama

Facebook

Katagoriler

Suruç Gündem Haber Sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. © 2011 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz Kaynak olarak kullanılamaz. Surucgundem.com Basın ahlak ilkelerine uymayı tahahüt eder. Yorum ve Yazılardan Yazarları Sorumludur.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu